
Bir zamanlar Gümüşhane köylerinin derelerinden yalnızca su akmazdı. Suya karışan bir başka ses daha vardı: dönen taşların sesi, ahşap çarkların gıcırtısı ve değirmencinin selamı. Şimdi ise o sesler yok. Dereler akıyor ama değirmenler suskun.
Eskiden Gümüşhane’nin birçok köyünde mutlaka bir su değirmeni bulunurdu. Köylüler sırtlarına yükledikleri çuvallarla değirmene gelir, sıra beklerken sohbet eder, çay içer, memleket meseleleri konuşurdu. Değirmen, sadece buğday öğütülen bir yer değil, aynı zamanda köyün buluşma noktasıydı.
Bugün Gümüşhane köylerinde bu değirmenlerin çoğu yıkılmış ya da kaderine terk edilmiş durumda. Teknolojinin gelişmesi, şehirleşme ve hazır un fabrikalarının yaygınlaşmasıyla birlikte köy değirmenleri birer birer kapandı. En acı tarafı ise değirmeni çalıştıracak değirmenciler de kalmadı.
Köylerde hâlâ ayakta duran yıkık değirmenler, bir dönemin hatırası olarak sessizce bekliyor. Yosun tutmuş taş duvarlar, kırılmış çarklar ve yarı yıkık damlar, köy hayatının üretimle, dayanışmayla ve paylaşmayla dolu günlerini anlatıyor.





