Bundan böyle Gümüşhane.com çatısı altında, Gümüşhaneli kıymetli okurlarla aynı satırlarda buluşacak; hayatın içinden, insanın özünden ve kalbin derinliklerinden süzülen düşünceleri paylaşmaya gayret edeceğim. Çok sevdiğim, kıymetli ablam Berin ablamın da ricası üzerine bu köşede sizlerle buluşuyor olmak benim için ayrı bir anlam taşıyor. Belki kimi zaman bir uçağın altında, bir yolculuk arasında; kimi zaman hayatın telaşı içinde ama her defasında kalpten kalbe ulaşan satırlarla burada olacağım. Amacım; sadece okumalık değil, aynı zamanda düşündüren, sorgulatan ve belki de insanın kendi içine dönmesine vesile olan yazılarla sizlere ulaşabilmek. Çünkü bazen bir cümle, insanın iç dünyasında uzun bir yolculuğun başlangıcı olabilir.
*
İnsanlık, tarihinin belki de en hızlı çağını yaşıyor. Bilgi bir tuş uzağında, iletişim saniyeler içinde kuruluyor, mesafeler anlamını yitiriyor. Ancak bütün bu ilerlemenin ortasında, sessizce geri çekilen bir şey var: vicdan.
Eskiden bir insanın değeri, sahip olduklarıyla değil; kalbinin taşıdığıyla ölçülürdü. Şimdi ise başarı, çoğu zaman başkalarının önüne geçebilmekle tanımlanıyor. Daha çok kazanmak, daha çok görünmek, daha çok sahip olmak… Peki bu “daha çok”ların içinde kaybettiğimiz şeyleri hiç sayıyor muyuz?
Vicdan, insana doğruyu fısıldayan en içten sestir. Ne bir yasa zorunluluğudur ne de bir toplumsal baskı. O, insanın kendisiyle yaptığı en samimi muhasebedir. Fakat bugün bu ses, kalabalıkların gürültüsü içinde duyulamaz hâle geldi. Çünkü modern insan, dış dünyayı büyüttükçe iç dünyasını ihmal etti.
Bir haksızlık gördüğümüzde sessiz kalıyorsak, birine zarar gelirken “bana dokunmuyor” diyorsak, bir başkasının acısını sadece izlemekle yetiniyorsak… sorun dünyada değil, kalbimizdedir. Vicdan sustuğunda, en büyük kayıp dışarıda değil içeride yaşanır.
Din, insana sadece ibadetleri değil, aynı zamanda insan olmayı öğretir. Merhameti, adaleti, hakkaniyeti… Yani vicdanı diri tutmayı. Çünkü ibadet, vicdanla anlam kazanır. Vicdanı olmayan bir ibadet, şekilden öteye geçmez.
Bugün belki de en büyük ihtiyaç, yeni teknolojiler ya da yeni sistemler değil; yeniden hissedebilen kalplerdir. Çünkü vicdan, bir toplumun görünmeyen direğidir. O yıkıldığında, en güçlü yapılar bile ayakta kalamaz.
Kendimize sormamız gereken soru çok basit ama bir o kadar ağırdır:
Gerçekten doğru olanı mı yapıyoruz, yoksa sadece bize kolay geleni mi?
Unutmayalım…
Vicdan, kaybedildiğinde aranan değil; kaybedilmeden korunması gereken en büyük değerdir.