Gümüşhane, öyle sıradan bir Anadolu şehri değildir. Bu coğrafya, yüzyıllar boyunca yalnızca insanların değil; ticaretin, kültürün ve medeniyetlerin de gelip geçtiği bir kavşak olmuştur. Kadim İpek Yolu’nun ana damarlarından biri üzerinde yer alması, ona sadece stratejik bir önem değil, aynı zamanda derin bir tarih de kazandırmıştır.
Bugün çoğu zaman farkında bile olmadan üzerinden geçtiğimiz yolların, aslında binlerce yıl öncesinin izlerini taşıdığını bilmek insanı hem heyecanlandırıyor hem de düşündürüyor. Çünkü Gümüşhane’nin toprağı, sadece toprak değil; saklı bir arşivdir.
*
Yaptığımız araştırmalar sırasında karşılaştığımız Roma dönemine ait Tabula Peutingeriana haritası, bu arşivin en çarpıcı belgelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu harita, bugün Tekke Beldesi sınırları içinde yer aldığı düşünülen ve adeta tarihin tozlu sayfalarına terk edilmiş bir antik şehri açıkça işaret ediyor: Solonenica.
Üstelik bu sadece bir isimden ibaret değil. Haritada gösterilen güzergâhlar ile bugünkü coğrafya birebir örtüşüyor. Antik yolların geçtiği hatlarda hâlâ kalıntılar, harabeler ve izler bulunuyor. Bu da söz konusu haritanın yalnızca teorik bir belge değil, sahada karşılığı olan ciddi bir kaynak olduğunu gösteriyor.
Dahası da var. Bugün arkeolojik kazıların sürdüğü Satala, yine aynı haritada yer alıyor. Köse sınırlarında bulunan Domana Antik Kenti de öyle… Antik adıyla Eriza olarak geçen Erzincan’dan gelen yolların, Bayburt (Baberdon) yönünden uzanan hatla birleştiği nokta ise dikkat çekici biçimde Tekke’yi işaret ediyor.
Yani mesele sadece bir şehir değil; bir ağ, bir sistem, bir medeniyet hattı.
Ve bu hattın tam ortasında, bugün sessizliğe terk edilmiş bir yer var: Tekke.
*
Solonenica’nın bulunduğu düşünülen bu bölgede, yüzeyde dahi çok sayıda kalıntıya rastlanıyor. Bu haliyle bile dikkat çeken bu alanın, bilimsel kazılarla ele alındığında nasıl bir zenginlik ortaya çıkaracağını tahmin etmek zor değil. Ama mesele tam da burada başlıyor: Tahmin ediyoruz ama harekete geçmiyoruz.
Oysa aynı haritada yalnızca Solonenica değil; İmera’ya karşılık gelen Schamalinichon, Krom bölgesine denk düşen Medocina ve diğer antik yerleşimler de açıkça gösteriliyor. Yani ortada tek bir keşif değil, adeta bütüncül bir tarih atlası var.
Türkiye’nin birçok ilinde benzer keşiflerin nasıl turizm hamlesine dönüştüğünü hepimiz biliyoruz. Gün yüzüne çıkarılan tek bir antik kent bile bulunduğu şehrin kaderini değiştirebiliyor. Oteller, yollar, müzeler, istihdam… Hepsi birer sonuç.
Peki Gümüşhane neden hâlâ bekliyor?
*
Tekke’deki bu potansiyel, sadece akademik bir merak konusu değildir; aynı zamanda ekonomik, kültürel ve turistik bir fırsattır. Yapılacak bilimsel kazılarla ortaya çıkacak eserlerin Gümüşhane müzelerinde sergilenmesi, şehre kalıcı bir değer katacaktır.
Ama her şeyden önce bir karar gerekiyor.
Görmek mi istiyoruz, yoksa sadece bakıp geçmek mi?
Çünkü bazı şehirler tarih yazar. Bazıları ise, yazılmış tarihi bile okuyamaz.
Gümüşhane’nin hangi tarafta duracağına artık karar vermesi gerekiyor.